ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

YA OLACAĞIZ YA ÖLECEĞİZ

..YA OLACAĞIZ YA ÖLECEĞİZ! -1-

Yazılarıma uzun bir ara verdiğim doğrudur. Bu fasıla biraz kişisel nedenler biraz da sık gerçekleşen şehirler arası yolculuklar nedeniyle uzadı. İtiraf etmeliyim ki bu dönemde değinilmesi gereken birçok konu birikmiş. Son dönemlerde gündem o kadar sık değişiyor ki kısa bir süre dahi takip etmeyi bıraksanız sonunda yüz yıl uyumuş ashab-ı kehf misali değişimler karşısında şaşırıp kalıyorsunuz.

İlkokul yıllarından başlayarak anlatılan ve hemen herkesin aklına geldikçe hayıflandığı bir yaradan bahsederek biriken konulardan ilkine dair değerlendirmemize başlayalım. Neydi o hayıflandığımız şey; Musul ve Kerkük bölgesinin elimizden çıkışı ve o bölgelerdeki petrol kaynakları emperyalistler tarafından sömürülürken bizim elimiz kolumuz bağlı bunu seyretmek zorunda kalışımız…

Yüz yıl boyunca petrol ithal etmek zorunda kaldık. Neden, çünkü burnumuzun dibindeki kaynakları koruyamadık. Peki ya şimdi; evet şimdi ne yapıyoruz? Burnumuzun dibinde, Akdeniz’de dünya üzerinde işlenen petrolün %60’ına denk gelecek bir rezerv tespit edilmiş ve emperyalistler leş görmüş Akbaba misali o bölgeye üşüşmüşken, seçimle, patates-soğan fiyatlarıyla ve fındık kabuğunu doldurmayacak daha birçok meseleyle vakit kaybediyoruz. Birliktelik sağlanamadığı ve ülke menfaatleri söz konusu olduğunda kişisel çıkarlarımızı bir kenara bırakamadığımız için devletin elinin güçlü olmasının önüne geçiyoruz. Biz küçük çıkar çatışmalarıyla birbirimize düşerken elin gavuru donanmalarını o bölgeye yığıp petrol ve doğalgaz yataklarına çöreklenmeye çalışıyor…

Daha önce bu meseleye kısaca değinmiştim ama inanın bu mesele seçimden önce bahsi geçen “beka meselesinin” tam merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin cari açığını oluşturan en büyük etken enerji ithalatı ve bunu Dolar’la almak zorundayız. Neden, çünkü halihazırda petrol, silah ve ilaç ticareti Dolar’la yapılmak zorunda. Düşünün bir kere, ihtiyacınız olan petrol ve doğalgaz için para harcamak yani Dolar bulmak zorunluluğunuz olmayacak. O zaman bugünkü gibi sizi döviz kuruyla tehdit edip ekonominize saldırabilirler mi? Ve dahası ihtiyaç fazlasını ihraç edip kasanıza milyarlarca Dolar para koyuyorsunuz. O zaman Türkiye’nin gelişimini durdurabilirler mi? 600 yıl yetecek bir kaynak ve rezervden bahsediliyor. Sizce bu hayıflanıp “nasıl da kaptırdık” dediğimiz Musul ve Kerkük petrolleriyle kıyas kabul eder mi?

Sabredip birliğimizi muhafaza edebilir ve devletimizin arkasında saf tutabilirsek kısa bir zaman sonra o çok özendiğimiz refah içinde yaşayan Arap ülkelerinden bir farkımız kalmayacak. Ülkenin refah seviyesi bir anda yükselecek. Yok eğer etrafı kuşatılıp yalnızlaştırılan devletimizi biz de içeriden yalnız bırakırsak aynı Musul örneğindeki gibi bizim olan kaynakları gözümüzün içine baka baka sömürecekler.

2000’li yılların başında tespit edilmeye başlanan bu rezervler sonrası bölgeye sınırı olan devletler hedef tahtasına oturtuldu. Önce Yunanistan batırılıp istediklerini yapacak kıvama getirildi ki şu an sömürgeci devletler ne isterse o yönde davranıyor. Sonra Arap Baharı diye Libya ve Suriye saf dışı bırakıldı. Mısır ve Türkiye’de darbe yapılmaya kalkışıldı. Belki biz bu darbe girişimlerinden yaralı kurtulduk ama Mısır istedikleri kıvama geldi. Bütün bunları görüp hâlâ ufak meselelerle birbirimize düşmeye devam mı edeceğiz.

Devletimiz bu konuya dair çeşitli önlemler alıyor ama takdir edersiniz ki içeride huzur temin edilmeden dışarıda hareket etmek zordur. Bu bağlamda İstanbul belediye seçimleri çok önemli. İptal olan seçim öncesi başkan seçilen zatın yangından mal kaçırırcasına yetkisiz kişilere İstanbul’un veri tabanını kopyalama emri vermesi ve bu verilerin MI6 ajanlarına servis edilmek istendiğine dair haberler başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Zira durum, 15 Temmuz’da yapamadıklarını önce ekonomik olarak sıkıştırdıkları ülkeyi ani ve çok yönlü bir saldırıyla etkisiz hâle getirmeye çalışacaklarını gösteriyor. Bunu da nereden çıkardın demeyin, adamlar yaptıkları tatbikatlarda hedef seçtikleri ülkeye dair özellikleri sıralarken bir Türkiye demedikleri kalıyor. Peki, devletimizin aldığı tedbirler neler?

-Öncelikle çatısız bir ev konumunda olan ülkemiz için milli imkanlarla “Bora ve Hisar” gibi hava savunma füzeleri geliştirildi. Bunun yanında S400 füzeleri alınıyor ki ani bir saldırıyla şehirlerimizin altyapısı çökertilemesin. İstanbul gibi bir şehrin tüm kritik bilgilerinin servis edildiği düşünülürse böyle bir saldırı sonrası nelerle uğraşmak zorunda kalacağımızı hesap edin.

-Milgem projesiyle son teknolojiyle donatılmış ve tamamen yerli imkanlarla yapılan savaş gemileri üretildi ve üretilmeye devam ediyor. Bunun yanında dünyada büyük ses getiren ve hareketli mayın olarak adlandırılan vatoz balığı görünümündeki deniz altı dronları Akdeniz sularına bırakıldı.

-O bölgeden çıkacak doğalgaz Rusya için sıkıntı oluşturacak ve Avrupa’ya olan yaptırım gücü azalacak. Bu nedenle Rusya ile yakın bir iş birliğine gidildi ki bu durum S500 füzelerinin ortak üretimi ve teknoloji paylaşımını da kapsıyor

-Dışa bağımlılığımız azalsın diye sismik arama ve sondaj gemileri satın alındı ve aynı zamanda o gemilerin yapımına başlandı. Bu tip gemilerin inşaası da hızla devam ediyor.

-İkinci Dünya Savaşında bile böylesi bir gemi trafiği yaşanmamış olan Doğu Akdeniz için o bölgeye yönelik hava harekâtı için savaş uçakları hazırda bekletiliyor. Bölgeye yerleştirilen Koral silahı düşmanca faaliyetler içerisine girebilecek unsurların sistemlerini çökertmeye hazır bir şekilde bekletiliyor ve “Pençe Harekâtı”nda denenmeye başlanan yerli füze bataryalarının o bölgede konuşlandırılması bize saldırı planlayanları bunu bir daha düşünmeye mecbur bırakıyor…


Lisans : Yazaron Lisansı

30 Mayıs 2019
0 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum