ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
10 ay önce

Tarikatlar ve Cemaatler Milli Güvenlik Sorunu mudur?

Tarikat ve Cemaatler Milli Güvenlik Sorunu mudur?

Öncelikle söylemek istediğim bir şey var. Toplum olarak kuru tartışmayı, kendi doğrusunu amansızca savunmayı seviyor, araştırıp okumayı, üzerinde kafa yormayı pek sevmiyoruz.

Slogan cümlelerle tartışıyoruz. Fikirlerimiz sloganlar üzerine kurulu. O yüzden bu yazı, fikirleri sabitleşmiş, düşünürden çok fanatik olmayı tercih edenler için uygun değildir.

***

Tarikat ve Cemaatler Milli Güvenlik Sorunu mudur? Tarikatlar kapatılmalı mı?

Son zamanlarda sıkça tartışılmaya başlandı.

Bu sorulara cevap vermeden önce tarikat ve cemaat arasındaki farktan bahsedeceğim. Sonra dinde yeri nedir, tarikatlar kapatılmalı mı, güvenlik sorunu mudur gibi sorulara yanıt bulmaya çalışacağım. Konuyu bilmeyenler için detaylarıyla aktarmaya çalışacağım.

Tarikat, her dinde yeri olan bir oluşum olarak bilinir. Çeşitli hristiyan tarikatlarına ya da başka dinlerde bu tarz yapılara rastlarız. Genel olarak kapalı, aşırı, kendine has bilgisi olan örgütlenmeler için kullanılır.

Ancak Anadolu' da ya da islam' da tarikat deyimi biraz daha farklıdır.

Tarikat, tasavvufun örgütlenmiş ve kurallara bağlanmış şekli olarak kabul edilir.

Sünni, şii, alevi vs. tarikatları mevcuttur.

Ülkemizde bahsedilen tarikatların bir çoğu sünni-maturidi ekolleri altında gelişimini tamamlamış yapılardır.

Anadolu' da yaygın ve popüler olan tarikatlar nakşibendilik, uşşakilik, kadirilik gibi tarikatlardır. Tarikatların kendine has kuralları vardır.

Genel olarak bir silsileye dayanırlar. Yani tarikatın başındaki kişi başka birinin talim ve terbiyesinden geçmiş olmalıdır. O da başka birinin. Bu şekilde yüzyıllar boyu şeyh-derviş ilişkisi şeklinde aktarılan bir yapı oluşur.

Yani herkes kafasına göre çıkıp ben mürşidim(tarikatın başındaki kişi, şeyh) diyemez. Kimin talim ve terbiyesinden geçtin ve sana bu vazifeyi kim verdi diye sorulur. Yani bir kişiyi ancak başka bir mürşid onu mürşid yapabilir.

Buradan anlıyoruz ki ülkemizde sık sık adı geçen dini toplulukların bir çoğu tarikat değil cemaattir. Bazıları ise tarikat iken bu vasfını yitirerek "cemaatleşmişlerdir".

Şimdi bu bilgiler ışığında Süleymancılar diye bilinen tarikatı analiz edelim. Tarikat mıdır? Süleyman Hilmi Tunahan, bilindiği gibi bu tarikatın son mürşididir. Ancak kendinden sonra yerine geçecek birini bırakmamıştır. O yüzden bir tarikat değildir. Cemaattir.

Burada cemaat tanımı da ortaya çıktı gibi. Tarikat silsilesine ve kurallarına dayanmayan ya da bunların ön planda olmadığı, insanların bir araya gelerek kurduğu dini örgütlenmelere cemaat diyebiliriz.

Günlük kullanımda farklı olsa da, literatürde tam olarak tanımlama böyledir.

Gülen cemaati olarak bilinen yapı da aynı şekilde bir tarikat değil cemaatti.

Şimdi bu farkı anladıktan sonra soruları yanıtlayabiliriz. Tarikat ve cemaatler devlet için bir güvenlik tehtidi oluşturur mu?

Tarikatlar köklü bir geçmişe ve Osmanlı' dan gelen bir devlet geleneğine sahiptirler. Anadolunun müslümanlaşmasında önemli rol oynamışlardır ve hiç bir zaman devlet aleyhine faaliyette bulunmamışlardır.

Tarikatlarda silsile usulü tarikatın başındaki kişi atandığı için dışarıdan bir ajanın karışma ihtimali, tarikatın başına geçme ihtimali çok zayıftır.

Yıllar süren talim ve terbiyeden geçerek bir kişi ancak layık görülürse kendinden önceki şeyh vefat ettikten sonra onun yerine geçebilir. Bu yüzdendir ki CIA, MOSSAD vb. dış güçler tarikatlara ancak mürid seviyesinde sızabilmiş, tümünü ele geçirmeyi başaramamışlardır.

Dış güçler daha çok cemaatler üzerinde plan ve projelerini gerçekleştirirler.

Konuya vakıf olanlar bilir, tarikatlar genel olarak siyasetle ilgilenmezler. Onların misyonu tamamen farklıdır. Devlete ihanet gibi amaçlar içinde değildirler. 28 Şubat dönemi dahil onlarca karalamaya, baskıya, zorbalığa rağmen devlete baş kaldırmamışlar, dış güçlerle işbirliğine girişmemişlerdir. Hatta binlerce mensubu olmasına rağmen hiç bir tarikat, yürüyüş ve eylem dahi yapmamıştır.

Ancak Süleymancılar, Gülenciler (Fetöcüler), Mustafa İslamoğlu Cemaati, Haydar Baş Cemaati, Adnan Oktar Cemaati, Furkan Vakfı ve benzeri oluşumları hepimiz yakından biliyoruz. Bir çoğunun denli siyasetle iç içe olduklarına, çeşitli dış güçlerle bağlantılı olduklarına şahidiz, duyuyoruz. Hepsinin de bir bir içinde bulundukları durum ortaya çıkmaya başladı. Tabi tüm dini faaliyet gösteren toplulukları zan altında bırakmak istemem.

İşte bu noktada benim önerim, tarikatların diyanet bünyesine katılması, resmileştirilmesidir.Bu, bir kültürel oluşumudur ve kanun zoruyla yok edemezsiniz. Bu anlamda Tekke ve Zaviyeler kanunu düzenlenmeli, tarikatlar resmileştirilmelidir. Cemaatlerin ise kapatılması ya da en azından kurala, kanuna bağlanması gerekir. Osmanlı döneminde de bu böyleydi. Nereden geldiği, kökü kökeni belliydi tarikatların. Başı sonu belli olmayan, kuralı kaidesi olmayan bir cemaati devlet barındırmazdı. Herkes kafasına göre çıkıp ben şeyhim diyemezdi. Devletin verdiği resmi "hilafet icazeti" ile bir şeyh, şeyhlik, mürşidlik yapabilirdi. Çünkü cemaat adı verilen oluşumlarda dışarıdan sızmalar gerçekleşmiş ve sızmaların olması da genel olarak daha kolay olmaktadır. Ve maalesef bu cemaatlerin bir çoğu ülke aleyhine faaliyet göstermekte, din istismarı yapmaktadırlar.

Yüzyıllardır devlet geleneğine sahip, toplumun ve Anadolu islamının gelişmesinde önemli rol oynamış tarikatları, dış güçlerin maskarası olmuş dini oluşumlarla, cemaatlerle aynı kefeye koymak haksızlıktır.

Bu toprağın mahsulü olan tarikatlar; Mevlevilik, yesevilik, bektaşilik, uşşakilik, nakşibendilik vs. aynı zamanda bizim kültürel zenginliğimizin bir parçasıdır. Kişisel gelişim nedir bilinmezken tarikatlar bu topraklarda yüzyıllar boyunca ruhani, ahlaki gelişim için çaba sarfetmişlerdir.


Konu : Tarikatlar ve Cemaatler Milli Güvenlik Sorunu mudur?

Lisans : Yazaron Lisansı

19 Temmuz 2018
1 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
2 yorum

Nazif Çalıkoğlu 10 ay önce

Osmanlıda Tarikatların devlet yönetimine etkileri, ve çıkardıkları ayaklanmalar, ve idam edilen Şeyhler de düşünülmeli. saygılar


Tevfik Cemal 10 ay önce

Osmanlı' nın son dönemini ele alacak olursak diğer tüm kurumlar gibi bu kurumda da bozulmalar olmuştur maalesef.