ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

SİSTEMİN ÇARKLARI ARASINDA BENLİĞİNİ YİTİRMİŞ KAYIP NESİLLER

..KAYIP NESİLLER

Bugün söze selam ile başlayıp bir hikâye anlatmak istiyorum sizlere. İster yaşanmış deyin bu hikâyeye ister kurgu. Hikayedeki maksatsa biraz sabır biraz da hoşgörüyle dinledikten sonra yaşanılacak duygu ve buna bağlı olarak geçmişe dair yapılmasını umduğumuz sorgu…

Geçenlerde bir arkadaşımla karşılaştım. Nüfus memuru olmuştu ve değiştirmek için gittiğim kimliğimin işlemleri sırasında beni tanımıştı. Öğle arası yaklaştığı için beraber yemek yemeyi teklif etti ben de kabul ettim. Beraber yemek yedik ardından eskileri yad edip koyu bir sohbete daldık. Konu dönüp dolaşıp ömür sermayesini nerede ve nasıl tükettiğimize geldi. O sırada caddenin diğer tarafından geçen beli bükülmüş ihtiyar bir adama ilişti gözümüz. O geçip gidinceye kadar izledik. Birbirimize döndüğümüzde;

Dedim; “sana bir soru sorabilir miyim?”

“Tabi buyur sor” dedi.

Yetmiş küsur yıllık bir tırmanışın ardından merdiveni yanlış duvara dayadığını fark eden sözde bir çağdaşın hali nedir.

Bu soru onu biraz içerletmiş olmalı ki yüzünün şekli değişti. Onun bu halini görünce; yanlış bir şey mi söyledim dedim. Hayır dedi ve belki de elinde olmayarak derin bir ah çekti. Bence dedikten sonra biraz durdu ve sonra kısık bir sesle devam etti. Bence fark ettikten sonra da bir şey değişmez. Çünkü bu büyük bir çoğunluk için geri dönülmez bir yolculuktur. Artık geri dönüp merdiveni başka bir duvara dayayacak takati bulamaz ve suyun akışına bırakır kendini. Sonra garip bir inatla yürümeye devam eder ve başkalarının da kendisi gibi yapmasını ister. Kim bilir belki ben yandım onlar da yansın anlayışıdır bu. Hani iyiliğe çağıran da kötülüğe davet eden de yalnızlık istemez ya ve yine biri tattığı güzellikleri ve içinde kulaç attığı berrak huzuru paylaşmak isterken diğeri işlediği günahların ağırlığı ve vicdan azabının bilinçaltı etkisiyle kendine suç ortağı arar ya işte öyle. Kısa bir sessizlik oldu ve yine o bozdu sessizliği. Benim dedem de ikinci kategorideki insanlar arasında sayılır! Biliyorum ki ömrünü dibi delik bir kovaya su doldurmaya çalışmakla geçirmiş olduğu gerçeği onu kahrediyor. Bu kahroluş alışık olmadığı bir duygu olduğu için Devekuşu misali kafasını kuma sokmayı tercih ediyor. Hayatı ve ne için yaratılmış olduğu gerçeğini ıskalamış olmayı kabullenemiyor. Tövbe kapısından bahsetmeye ve son nefese kadar bu kapının açık olduğunu anlatmaya kalksan, sinirleniyor. Ya bizi yanından gönderiyor ya da konuyu değiştirip malayani meselelere dair süslü lafların ardına sığınıyor. Hele tarih mevzuunu çok seviyor. Yunanın nasıl denize döküldüğü, Cumhuriyetin ne zor şartlarda kurulduğu, ardından birbiri arkasına yapılan inkılapların ne kadar doğru olduğu… anlatmaya başlayınca müdahale kabul etmeden iki saat anlatıyor. Mesela Laiklik dedi mi, hoş ona da laiklik değil layıhlık diyor ya, iş sahte hocalardan başlayıp din istismarcılarına kadar uzayıp gidiyor… Sonra yine bir sessizlik, yüz hatlarında gerilmeler… ne diyeceğimi bilemiyorum… ve yine o bozuyor sessizliği; Eğdiği başını yukarı kaldırıp gözlerime bakıyor... yüzünde bir imdat bir çare uman ve son anlarını yaşayan yaralı bir kazazedenin yattığı yerden son bir ümitle elini kaldırırken takındığı ifade var...

“Birkaç soytarının yaptığını dine mal etmek ve tüm geçmişimizi böyle saymak atalarımızdan önce kendimize yapılan bir saygısızlık değil midir kardeşim” derken gözleri dolmuş dudakları titriyordu. Belli ki bu durum onu çok üzüyordu… Sonra biraz gerilerden alıp değerlendirme yaparak anlatmaya başladı;

Cumhuriyet kurulup inkılaplar adı altında birçok değişiklik yapılmış ve bu değişimden eğitim sistemi de nasibini almıştı. İngiliz dayatması, zorlama bir sistemdi bu. Kırk bin kelimeden fazla olan ve Arapça, Farsça, Kürtçe gibi dillerle zenginleşen Türk dili, TDK adı altında kurulmuş bir kurum ve bu kurumun başına geçirilmiş bir Ermeni eliyle katledilmişti. Yetişen nesiller günlük yaşamda beşyüz kelimeye indirgenen bir dille anlaşıp yaşamak zorunda bırakılmıştı. Yapılan harf inkılabı sonrası Ata mirası güzelim eserler tozlu raflara hapsolmuştu. Yine İngiliz ve ikinci dünya savaşı sonrası devredildiğimiz Amerika’nın dayatması sonucu yalan yanlış yazılmış bir tarihle üç nesilden fazla bir kitle tarihine ve atasına düşman yetiştirilmiş deyim yerindeyse mankurtlaştırılmıştı. Türk milletini 1919 sonrası var olmuş gibi gösteren ve öncesini karartmaya çalışan bir sistem içerisinde yetişen bu üç nesil, kayıp nesil diyebileceğimiz talihsizlerdendi. Bu nesillerin ahvali için Ömer Hayyam’ın şu beyti bir özet sayılabilir;

Bir elimizde kadeh diğerinde kuran

Ne tam kâfiriz ne Müslüman

Diğer taraftan bunu dedem gibi sistemin istediği doğrultuda yetiştirilmiş birçok kişi de bilmiyor, kendilerini çağdaş ve ilerici addediyorlardı. Ömür sermayesi uzun olup uyutulduklarını fark edecek kadar şanslı olanlardan birçoğu, geçen yıllarına tövbe edip yeni bir başlangıç yapmak yerine üç maymunu oynamayı tercih ediyordu. Bu tercihte, çevre baskısı, yıllarca doğru bilip savunduklarının yanlış oluşunu kabullenemeyiş ve yukarıda da bahsi geçen geri dönüşe takat getireme korkusu sebepler arasında sayılabilir.

Geçen bu zaman zarfında, bin yılı aşkın bir süre Allah’ın dinine hizmet etme şerefi nasip olmuş bir milletin torunları için böylesine bir irtifa kaybı Gayretullaha dokunmaz mı diye bekledi ve dua etti yaralı birkaç gönül. İşte belki o dua ve yakarışlar sebebiyle Allah’ın inayetiyle bugün yeni bir dirilişe şahit oluyoruz. Ümit etmenin ötesinde kati bir inanışla söylüyorum ki bu millet geçmişte olduğu gibi gelecekte de dünyaya adalet dağıtacak ve İslam’ın sancaktarı olmaya devam edecek. Bu ümit ve beklentinin sevindirici olmasının yanında geçmiş birkaç nesil için dua etmekten başka yapacağımız bir şey olmaması üzücü bir durum.

Bu anlatı ve temennilerin ardından bana söyleyecek bir söz kalmamıştı. Arkadaşımın söylediklerine katılıp dualarına âmin demiştim. Ayrıldıktan sonra İslam coğrafyasının içinde bulunduğu sancılı durumu düşünüyor, Moğol saldırıları sonrası yanıp kül olmuş bir medeniyetin milletimizin liderliğinde küllerinden doğduğu gibi bugün de yeni bir dirilişin gerçekleşmesi için dua ediyordum…

Said Dayıoğlu


Lisans : Yazaron Lisansı

02 Mayıs 2020
1 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum