ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

SINIF FARKINI AZALTAN BİR MÜESSESE: ZEKAT

İnsanlar tek başlarına yaşayamazlar ancak topluluk halinde yasarlar. Tabiki de bir topluluk içinde her çeşitten, renkten , ırktan, kültürden, eğitimden, yasam biçiminden insanlar vardır ve bu insanlar arasında sınıfsal olarak bir farklılığın olması da elzemdir. Abd de siyah ve beyaz olarak farklılığın olması, orta-doğu ülkelerinde mezhepsel zenginlikten ötürü bir sınıf yapısının olması normaldir. Tabii her çeşit sınıfın kendi içinde dogurdugu sıkıntılar, catismalar olacaktır. Bu tarihte de var olmuştur. Marx: “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelesi tarihidir” der. Günümüzde sınıf mücadelesi kapitalizmin tahakkümü altındadır ve bu yolla bir takım insanlar değerli bir takımı ise değersiz kalmıştır.

Kapitalizm bilindiği üzere ve en basit ifadesi ile paradan para kazanmaktır. Para her şeydir ve paranın sağladığı şan, şöhret, unvan toplumun belirleyici değerleridir. Kapitalizm insan onurunu düşünmez bile. Hatta insanı köleleştirmekten geri durmaz ve belirli bir sınıfa/zümreye hizmet ettirmeyi de kendine görev bilir. Kapitalist toplumlarda yatay eşitlik değil dikey farklılık söz konusudur ve bu dikey hiyerarşinin basamakları sermaye ile çizilir. Dolayısıyla toplumda sermaye sahibi ve normal halk arasında kesin ve birbirinden çok zıt bir dünya oluşur. Bu dünyada sermaye sahipleri kasalarını daha da çok doldurma telaşı ve çabası içine girerken normal halk için ise her geçen gün daha zor şartlar altında yaşam başlar. Günümüzdeki bu sisteme modern kölelik desek çokta yanlış bir ifade kullanmamış oluruz. Çünkü uzun saatler yoğun tempoyla çalışan kişiler , hayatın bu denli yoğunluğu içinde dinlenmeyi , ailesi ile rahat vakit geçirmeyi dahi yapamayabilir . Zira bu konuda işverenler kişinin sosyal değerlerini düşünmez ve sadece kendi işinin yapılmasını gözetir.

Bu kapital sistemin yoğun üretim potansiyeli içerisinde toplum belirli bir kademelere ayrılır: Patron/sermaye sınıfı, müdür sınıfı, şef sınıfı, işçi sınıfı... Bu sınıflar farklı sektör ve farklı kuruluşlarda farklı adlarla karşımıza çıkar. Farklı zamanlarda da farklı şekilde karşımıza çıkar. Kimi zaman 2 kademeye kimi zaman 3 kademeye ayırmışlardır toplumu. Francis Quesnay çiftçiler, toprak sahipleri ve tüccarlar olarak; Saint Simon ise üretici sınıf ve aylaklar sınıfı olarak.( Bu kısım bizim alakadar olduğumuz kısım değil çünkü bizim yazımız akademik bir yazı değil..) Ama gerçek gene değişmez.

İste kapital toplumda herkes sermayesine göre bir grup oluşturduğundan en tepe ile en dip arasında bir uçurum dahi olabilmektedir. Bu devasa sınıf farklılıkları toplumda tabi ki şiddet ve anarşinin doğmasına yol açar. Toplumsal yardımlaşma, dayanışma ve işbirliğinin olmadığı bir ortamda çatışma olmaz da başka ne olur? Peki toplumsal yardımlaşma ve dayanışma ruhunun en iyi tekemmül ettiği müessese ne? Bizim telakkimize göre zekat müessesesidir. İşte tam burada zekat müessesesine bir açıklık getirmemiz lazım.

Zekat, bir İslam ahkâmıdır. Malvarlığındaki kırkta birlik bir değerde bir başkasının hakkının olmasıdır. Allah dar gelirli bir kişinin rızkını geliri bol olan kişinin rızkının içine gizlemiştir ki bu da toplumda yardımlaşmayı, dayanışmayı doğurmuştur. Bu zekat müessesesinin en muhteşem anlamıyla para, belirli bir şahıs veya kurumda birikmez, yatay düzlemde sürekli el değiştirir. Bu el değiştirmeler ile de bazı sosyal gedikler izale edilir. Zekat sayesinde toplum kendi kendine yeter hale gelir. Yanı zenginlerin fakirlere olan yardımı sayesinde sosyal eşitsizlikler, sınıf farkları ve gelir adaletsizliği ortadan kalkar ve sosyal farklılık kendi kendine erir. Giyecek doğru düzgün bir kıyafeti olmayan bir insana giydiğin kıyafetlerden alıp vermek şekli manada farklılığı; dolabında yiyeceği olmayan bir insanın iaşesini karşılamak ise esas manada farklılığı yok eder, gibi. İşte bu olanlar da toplumun kendi eliyle kendisini toparlamasına yol açar. Osmanlı toplum sistemi de böyleydi. Toplum kendi kendine yetebiliyor adeta kendini şarj edebiliyordu. Osmanlı toplumunda şahsi mülkiyet kavramı olmadığı için toprak asilleri gibi büyük bir sermaye sınıfı oluşmamıştır. Dolayısıyla sermayeye dayalı bir sosyal tabakalaşma günümüz koşulları gibi bur uçurum şeklinde de değildi, normal bir tabakalaşma söz konusuydu. İşte bunu da en iyi zekat ve vakıf müessesesi ile sağladılar. Kimi zaman zekat verecek kişi dahi bulamadı Osmanlı insanı. Genelde cami ve türbe girişlerinde koydukları sadaka taşlarıyla bunu mükemmel bir şekilde idare etmişlerdir.

Tabi bütün bunların yanında devletin bireye sağladığı sosyal yardımları da göz ardı edemeyiz: Burs ödemeleri, dul ve yetim aylıkları, işsizlik maaşları; sivil toplum, dernek ve vakıf faaliyetleri bunların en büyük örneğidir. Tabi bunlar arasında zekat müessesesinin etkili ve sürekli olduğuna kaniyiz. Çünkü bütün bunlar bir sosyal devlet gereği devletin görevidir. İşte insanda kendisine bunu bir görev olarak nitelese, toplumda iki başlı olarak ilerleyen bir sosyal eşitlik ruhu ortaya çıkar. Bu ruh umuma sirayet ettiğinde önce insan ihtiyaçları karşılanacak ve bu karşılanan insan ihtiyaçları neticesinde insanlar arası eşitsizlik azalacaktır.

Bir insanın ihtiyacını karşıladıktan sonra, onun derdini, sıkıntısını bir nebze izale ettikten sonra duyduğun o hazzın mükemmelliği bu konunun doğruluğu yolundaki en büyük referans olacaktır..


Konu : SINIF FARKINI AZALTAN BİR MÜESSESE: ZEKAT

Lisans : Yazaron Lisansı

31 Mart 2019
3 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum