ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
3 yıl önce

Mazlumların Kanıyla Gelen Barış ve Refah!

“AB çökmüyor! Tam aksine büyük bir başarı hikayesi. Yaklaşık 510 milyon insan huzur ve refah içinde yaşıyor...”

“Milyonlarca insanın öldüğü, şehirlerin yakılıp yıkıldığı 1. & 2. Dünya savaşlarından sonra Avrupa'da barış ve refahın sağlanması başarıdır…”

“AB mesajlarımı bağlamından çıkarma çabaları var. Kastım 28 ülke ve birçok mezhep/etnik grubun refah içinde birlikteliğine dikkat çekmekti...”

Yukarıdaki cümleler ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcımız Mehmet Şimşek’e ait. Sosyal Medya’da yaptığı bu paylaşımından dolayı iktidar kesiminin eleştirisini, muhalif kesimin ise övgüsünü aldı. Eleştiri sınırını aşıp kendisine hakaret edenler de oldu. İşi hakarete vardıranları ben de kınıyorum.

Fakat, hakaretler karşısında bakanın yanında yer almamız yaptığı paylaşıma katıldığımız anlamına gelmiyor.

Bakanımız “Yaklaşık 510 milyon insan huzur ve refah içinde yaşıyor… 1. & 2. Dünya savaşlarından sonra Avrupa'da barış ve refahın sağlanması başarıdır… Kastım 28 ülke ve birçok mezhep/etnik grubun refah içinde birlikteliğine dikkat çekmekti...” diyor.

Durum gerçekten de bakanımızın dediği gibi mi?

Birçok mezhep ve etnik grup AB’de huzur ve refah içinde yaşıyor mu?

Mesela bu huzur ve refaha Kosova, Bosna ve Yunanistan dahil mi?

AB, kendi halkının huzur ve refahı için hangi mazlumların ahını aldı, hangi ülkeleri parçaladı, kaç kişinin ölümüne neden oldu?

Gelin son 20-55 yıl içinde AB ülkelerinin ABD ile birlikte yaptığı soykırım ve sömürgeciliğe birlikte göz atalım.

BALKANLAR

Almanya, sanayide kendisine büyük rakip olan Yugaslavya’yı parçalamak için büyük bir çaba içerisine girdi. Almanya’nın yoğun çabası 1991’de ilk meyvesini verdi ve Slovenya Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Tabi ki Slovenya’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke ABD ile birlikte Almanya oldu.

Oyun tutmuş, Balkanlar’da parçalanmanın ilk fişeği atılmıştı. Dikkat edin; Başbakan Yardımcımız Mehmet Şimşek’in “1. & 2. Dünya savaşlarından sonra Avrupa'da barış ve refahın sağlanması başarıdır.” diye vurgu yaptığı 2. Dünya Savaşı’ndan tam 46 yıl sonra oluyor. Devam edelim:

Almanya’nın çabaları sonuç vermiş, Yugoslavya etnik temelde parçalanmıştı. Sıra dini ayrımdaydı. Müslümanların yok edilmesi Sırplara ihale edilmişti. 1992-1995 yılları arasında Sırplar sistematik biçimde Bosnalı Müslümanları katletti. Avrupa’nın göbeğinde dini soykırım yaşanıyor fakat Bakanımızın “birçok mezhep/etnik grubun refah içinde” yaşadığını belirttiği AB bu katliamı sadece seyretti.

Sırplar yaklaşık 350 bin Müslüman Boşnak’ı katletti. Hedefledikleri kadar Müslüman ölünce Dayton Antlaşması’yla Bosna Hersek paramparça edildi.

Bu satırları yazan kardeşiniz o yıllarda lise talebesiydi ve Bosna Hersek katliamını bakın tarihe nasıl kaydetmişti;

At koşturmuştuk Asya, Avrupa, Afrika’da

Yoktur başka bir yiğit Türk gibi şu dünyada

***

Her gün gözlerim dolar bakarken haritaya,

Göndermişiz Akıncı dünyada üç kıtaya!

***

Çiğnenecek miydi Sırp’ın ayakları atlında,

Kan gövdeyi götüren, bükük boyunlu Bosna!

***

Dert büyük! Derman Yok! Nerede bu Adalet?

Canım çıksın, çok masumdu, yatan o meçhul ceset!

***

Ölen çok, vicdan yok! Yetmiyor Bosna’ya kefen!

Hani nerede kaldı “İnsan hakları” diyen?

***

Bu sese kulak verin, bir kez olsun dinleyin!

Ölen Hıristiyan olsa; Batı susar mıydı söyleyin?

Mezhep farklılıklarına hoşgörü(!) gösteren AB, konu farklı bir din yani Müslüman olunca; kör, sağır ve dilsiz olmuştu.

Yugoslavya sekiz parçaya bölünmüş, sanayide rakibi olan AB’nin anası Almanya derin bir nefes almıştı.

AFRİKA

Cezayir,  bir buçuk milyon insanını kaybettiği bağımsızlık mücadelesinde Fransa’nın işgalinden 1962’de kurtuldu. 1991 yılında yapılan seçimleri şeriat yanlısı partinin kazanmasıyla, tam 10 yıl sürecek olan iç savaş başladı. İç savaşta milyona yakın insanını kaybeden Cezayir’de Fransa’nın desteğiyle ordu yönetimi ele geçirdi. Doğalgaz ve fosfat zengini Cezayir, yeniden Fransız sömürüsü altına girmişti.

Osmanlı çökerken İtalya 1911’de Libya’yı işgal etti. Libya halkı İtalyan işgaline karşı top yekun diremişe geçti. Nice Ömer Muhtarlar İtalyan mezalimine karşı canları pahasına ülkelerini savundu. Toplama kamplarında çölün yakıcı sıcağıyla açlık ve ölüme mahkum edildiler.  Sularına zehir katılarak Medeni Avrupalı İtalyanlar tarafından katledildiler. Daha sonra Libya Fransa ve İngiltere arasında paylaşıldı.  Ülkelerinin zenginliğini fark eden Libyalılar Albay Kaddafi öncülüğünde İngiliz kuklası krallığa karşı darbe ile yönetimi ele geçirdi. Kaddafi, yabancı petrol şirketlerini ülkesinden kovdu, dışa bağımlılıktan çıkarak ülkesinin dış borcunu bitirdi. Kaddafi’ye dur demenin zamanı gelmişti.

19 Mart 2011’de Sarkozy’nin ev sahipliğinde Elize Sarayı’nda Kaddafi’nin ipi çekildi. Elize Sarayı’nın misafirleri arasında dikkat çeken isimler arasında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, AB Başkanı Van Rompuy, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Batı kuklası Arap Ligi Başkanı Amr Musa..

Elise Sarayı toplantısının ardından Kaddafi ailesinin serveti donduruldu. ABD, Fransa’ya “Libya’ya yapılacak operasyonu üstlenirsen yeni savaş uçaklarını pazarlamana ses etmem” dedi. Öyle de oldu. Fransa baş aktör oluyor, yeni uçaklarını Libya semalarında görücüye çıkarıyordu.  Facebook darbeleri Mısır ve Tunus’da amacına ulaşmış, diktatörleri alaşağı etmişti. Uluslar arası camia hep bir ağızdan “ Kaddafi bir diktatördür, diktatörü indirin” diye bağırıyordu.

Bu kez AB’nin işi hiç de kolay olmadı. Kaddafi, etrafına topladığı aşiretlerle AB destekli muhaliflere karşı direnmişti. Libyalıların yaşam hakkını ellerinden alan AB ülkeleri Libya’ya demokrasi ve özgürlük getireceğinden bahsediyordu!

Öyle ya yaşadığımız yüzyılda işgallerin adı Özgürlük ve Demokrasi değil miydi? ABD, Irak’ı demokrasi getirmek için işgal etmemiş miydi? Aksi halde dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip Irak’ta ne işleri vardı! Özgürlük ve Demokrasi'nin nasıl olması gerektiğini en iyi Batı bilirdi!

Oysa demokrasi ile verdikleri mesaj; hedef ülkelere bomba yağdırmaktı. Batı’ya en sadık köleyi seçmek veya seçtirmekti demokrasi! CIA ajanı Philip Agee’in de dediği gibi “ Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet varsa ve bizimle işbirliği yapıyorsa ne ala! Eğer işbirliğini reddediyorsa, demokratikmiş, değilmiş umurumuzda değildir”di Batı’nın demokrasi anlayışı!

Libya’ya bombalar yağıyor, demokrasi geliyordu. İnsan daha ne isteyebilirdi!

Her taşın altından çıkan George Soros 2011’de BBC’ye yaptığı açıklamada “Amerika ve Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki isyanlarda aktif rol almalı. Yeni rejimler, yeni yatırım alanları!” diyordu. Sayın Bakanım Mehmet Şimşek, AB’nin refahının hangi mazlumların üzerinden sağlandığını görüyor musunuz?

AB ve ABD 11 Eylül 2001’de aldıkları karar sonrası yeni bir Haçlı Seferi başlatmış, Afganistan ile başlattıkları işgali, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da devam ettirmiş, “Demokrasi ve Özgürlük” adına diktatörleri(!) devirmiş, ülkelere demokrasi ve özgürlüğü getirmeye bugün Suriye’de devam etmektedir.

Binlerce kadını, çocuğu, yaşlıyı, genci katlederek kendi huzur ve refah kazanlarına yakıt yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.

Demokrasi ve Özgürlük silahıyla Müslüman toplumunu katlediyor, iç karışıklık çıkardıkları ülkelerin başta petrol olmak üzere yer altı zenginliklerinin üzerine çöküyorlar.

İç karışıklık çıkarıp ülkelerine bomba yağdırdıkları mazlumlara kapılarını kapatıyor, onların sebep olduğu savaşlardan kaçan insanlara kucak açan Türkiye’yi ise teröre karşı mücadelesinde yalnızlaştırıp, mücadele ettiğimiz teröristlere sahip çıkıyorlar. Açık açık sıranın Türkiye’ye geldiğinin mesajını veriyorlar.

Bu yüzden ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Şimşek’in AB’yi kutsamasına katılmıyorum!


Konu : Gündem

Lisans : Yazaron Lisansı

28 Kasım 2016
0 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum