ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

ERDOĞAN NASIL DEVRİLİR!

Yüz yılı doldurmak üzere olan Cumhuriyet tarihinin çeyrek asrına damga vuran bir lider olan Erdoğan’a “iyi” ya da “kötü” diyenler çıkacaktır. Çünkü herkesin aynı düşünmesi beklenilemez. Kimi günahı kadar sevmez kimi yoluna gül döker. Bazısının da umurunda bile değildir. Bu bağlamda, sevenleri onun iktidarda kalıp ülkeyi yönetmesi için dua ederken çeşitli sebeplerle onu sevmeyenler de bir an önce gitmesini beklemektedirler.

PEKİ, ERDOĞAN NASIL DEVRİLEBİLİR?

Bu soruyu dört alt başlıkta inceleyebiliriz.

- Ekonomik nedenler

- Eğitimde uygulanan yanlış yöntemler

- Suikast

- Millet ile Lider arasına konulacak mesafe

Başlıkları belirledik. İsterseniz sondan başlayarak başa doğru bu başlıkların muhtevasını inceleyelim;

Bir lidere duyulan sempati veya güveni azaltmak, onu bulunduğu makamdan indirmek için uygulanabilecek en önemli yöntemlerden biridir. Demokratik sistemlerde liderlerin seçim yoluyla geldiği düşünülürse, kendine duyulan sevgi veya güven azalmış bir liderin takip eden yıllarda yapılacak seçimlerde koltuğunu bırakması kaçınılmazdır. Peki bu nasıl olacak, halkın sevgi ve desteğini azaltmanın en kolay yolu nedir?

Örnekler çoğaltılabilir ama genelleyecek olursak; halkın lidere olan sempatisi o lideri kendinden görmesine bağlıdır. Yani lider ne kadar halkla iç içeyse o kadar seveni olacaktır. Geçmişte bazı liderler için yapılan yakıştırma yollu lakaplar bu tespitin bilinçaltı yansımasıdır. Mesela bazı liderler için “Karaoğlan, Ana” ya da “Baba” söylemlerine, halkın onlardan beklentileriyle doğru orantılı olarak söylenmiş betimlemelerdir diyebiliriz. Peki halkı bu beklentiye iten sebepler neydi? O liderlerin halkla olan iletişimleri ve o iletişimdeki yaklaşım tarzlarıydı. Bu bağlamda, yapılan hizmetler kadar halk nezdinde o hizmetlerin nasıl bir etki bıraktığını da görmek gerekir. Bu ise sırça köşklerde oturmakla değil bizzat halk veya temsilcileriyle görüşmekle mümkün olacaktır. Elbette tüm liderlerin danışmanları ve yardımcıları olacaktır ama unutulmamalıdır ki hiçbir danışman, liderin kendisi kadar halkla iç içe olamaz. Çünkü o danışmanın ana muhatabı liderdir. Yani halkla iç içe olması gereken danışman ya da yardımcılar değil, bizzat liderin kendisidir. Çünkü halka hesap veren danışmanlar değil, liderlerdir.

Etrafı yalaka ve liyakatsizlerce kuşatılan bir lider, farkına varmadan yavaş yavaş halkla arasına perdeler koymaya başlar. Tıynetinde yalakalık ve bu yolla elde edeceği kazanca olan perestiş olan bir yardımcıdan halkın sorunlarını lidere ulaştırmasını bekleyemezsiniz. Tarihin tozlu sayfalarında kalmış birçok lider, sorunları tezgâh altına iteleyip varsa eğer güzel şeyleri liderin masasına bırakarak her şey güllük gülistanlık gibi gösteren yardımcılar sebebiyle yıkılmışlardır….

Teşbihte hata olmaz denilmiş biz de şöyle bir hikâye ya da teşbihle anlatmak istediğimiz tehlikeye işaret edelim

“Padişahın biri halkına yakın olmak için şehrin en işlek noktasına yaptırdığı yazlık köşkünün caddeye bakan büyük penceresinin önünde kahvesini yudumlarken, caddeden gür ses gelmiş.

''Güzel elmalarım vaaaaaar!''

Padişah aşağıya bakmış, ihtiyar biri, sırtında küfesi, elma satıyor. Etrafında müşteriler.

Padişahın canı çekmiş ve baş danışmanını çağırmış;

- Al sana beş altın, koş bana elma al.

Baş danışman odasına geçip diğer danışmanlardan birini çağırmış;

- Al sana dört altın, koş elma al.

Danışman kat sorumlusunu çağırmış;

- Al sana üç altın, koş elma al.

Kat sorumlusu muhafız komutanını çağırmış;

- Al sana iki altın, koş elma al.

Komutan nöbetçiyi çağırmış;

- Al sana bir altın, koş elma al.

Nöbetçi çıkmış satıcı ihtiyarı yakasından tutmuş ve;

- Hey sen, ne bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Küfene de de elmalara da el koyuyorum!

Sonrası filmin başa sarılması;

Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş;

- İşte şef, iyi dalavere çevirdim. Bir altına yarım araba elma.

Komutan Kat sorumlusuna dönmüş;

- İşte, iki altına bir çuval elma.

Kat sorumlusu danışmana dönmüş;

- İşte, üç altına bir torba elma.

Danışman başdanışmana dönmüş;

- İşte, dört altına yarım torba elma.

Başdanışman padişahın huzuruna çıkmış;

- İşte padişahım, emrettiğiniz gibi. Buyurun, beş elma.

Padişah elmalara bakıyor ve danışmana verdiği beş altını düşünüyor;

''Beş elma-beş altın! Bir elma-bir altın ve buna rağmen halk elmalara hücum ediyor...

Demek ki vatandaşın durumu çok iyi. Bu halkın vergilerini hemen arttırmak gerek!

…..

Başlıklardan birine SUİKASTLAR demiştik. Bu seçenek çok ses getirip sorgulanacağı için diğerlerine göre daha az tercih edilmesi normaldir. Tüm seçenekler sonuçsuz kalıp başka çare bulunamadığında devreye alınması da bundandır. Ayrıca bu yola başvuranların aceleleri olması gerekir ki diğer seçenekleri atlayıp kısa yoldan dilediklerine ulaşsınlar. John F. Kennedy Suikastı bu kategoridedir. Dolar basma iznini küresel tefecilerden alıp devlet eliyle bu işi yapmaya başlayınca suikasta kurban gitmiştir. Sonrası herkesin malumu… Ülkemize bakacak olursak; Özal’a yapılan suikastlardan başka Erdoğan’a yapılan ve bunun yüze yakınının son anda engellendiği iki yüz ellinin üzerinde suikast girişimi olduğunu biliyoruz. Bu durum Erdoğan’ın birilerini fena halde kızdırdığının göstergesi değil midir?

….

EĞİTİM konusuna gelecek olursak. Ben bu konuyu diğerlerinde ayrı tutuyorum. Çünkü eğitimin yanlış ellerde şekillenmesi, uzun vadede yönetimin kendiliğinden değişeceği gerçeğiyle yüzleşilmesini sağlar. Ülkemiz adına heykelden başka hiçbir katma değer üretmeyen siyasi oluşumların eğitimdeki yanlışlar nedeniyle hâlâ yerlerini ve konumlarını koruduklarını düşünürsek eğitim sistemimizin ne durumda olduğuyla alakalı fikir edinebiliriz. Okullarımızda Piri Reis değil de Macellan, Harezmi, Ali Kuşçu ve Ahmet Fergani değil Newton ve Lipschitz okutulmaya devam ettikçe geleceğimiz olan gençlerimizin, mensubu olduğu milleti beğenmeyip başkalarına öykünmesi kaçınılmazdır. Nitekim “BİZDEN BİR CACIK OLMAZ, ALAMAN GAVURU DA YAPIYOR BE KARDEŞİM” benzeri söylemler bu sistemde yetişenlerin bilinçaltı bir eziklikle dile getirdikleri cümlelerdir. Tarihini 1919’da başlamış sayan bir nesilden vizyonlu olmasını beklemek abesle iştigaldir. Birkaç Yunanlının gözetleme ve keşif için geldikleri İnönü’ye iki meydan savaşı sıkıştıran ama Nablus ve Kut savaşlarını es geçen bir milli eğitim sistemiyle yetişecek nesillerin ahvalini düşünün. Asıl kahramanlardan bihaber şişme balonlara hayran yetişen bu nesilleri iki kilo patates bir kilo soğana satın alırsınız.

Yakın tarihimizde Abdülhamid Han, büyük bir eğitim seferberliği başlatmıştı. Giderleri devlet tarafından karşılanmak üzere Avrupa ve Amerika’ya yüzlerce öğrenci gönderilmişti. Ülkenin dört bir tarafına yeni okullar açılmıştı. Ama Abdülhamid Han, o okullarda yetişen öğrenciler ve yurt dışına ilim ve fen öğrenmesi için yollanan gençler kullanılarak tahtından indirildi.

Bugün için Ülkenin en ücra yerlerine açılan okullar, tüm illere kurulan üniversiteler, kaldırılan Harçlar, bedava dağıtılan kitaplar, taşımalı sistemde veliden para istenilmediği gibi öğrencinin öğle yemeğinin karşılanması ve tüm bunların ardından okullardan yükselen ses nedir: DİKTATÖR İNMELİ!

Demem o ki; Eğitim için harcanan para ve emek binalardan müfredata geçmezse vay o emeklerin hâline…

Bir diğer alt başlığımızda EKONOMİ’ydi.

Bu konu 30 yaşından büyükler için yani 2000 öncesini görüp idrak etmişler için açıklanması oldukça kolay bir durum. Nasıl mı? ülke sermayesinin %90’ı üç yüz aile arasında pay edilmişti ve devlet dahi onlar için çalışır durumdaydı. 75 milyonluk bir ülkenin bir senede ürettiği vergi gelirinin ezici bir kısmı çeşitli isimler altında ve faiz yoluyla bu ailelere gidiyordu. Mesela 50 milyar dolarlık bir vergi toplandı diyelim; bu meblağın 5 milyarı işçi memur maaşları ve benzeri giderlere, 5 milyarı bir türlü bitirilemeyen ve birileri için arka bahçe olmuş yatırımlara, kalan 40 milyarı da bu 300 aileye gidiyordu. Gecelik repo için %7000 rakamını görmüş bir ülkeydik. Bu sebeple o üç yüz ailenin istemediği bir liderin uzun soluklu bir iktidar hayali kurması düşünülemezdi. Bu vatandaşların istemedikleri bir durum oluşursa bir anda tüm çarklar durur her şey karaborsaya düşer, kuyrukların sonu görünmez olurdu. Ekonomik olarak sıkıştırılan halk boyalı basın eliyle onların şişirdikleri adayların arkasına takılır sisteme ayar çekilirdi…

Bu günlerde o yapılanların uygulanması biraz daha güç. Kısa bir matematik hesabıyla verdiğimiz örneğe bakacak olursak yirmi yılda devletin kasasında 800 milyarlık bir fon birikmiş olduğunu görürüz. Tabii bu farazi bir rakam. Asıl meblağ verdiğimiz örnekten çok daha farklıdır. Bundan yatırımlar, içeriye ve dışarıya ödenen borçlar da düşülecektir. Ama her koşulda devletin ekonomik olarak güçlü ve halkın ihtiyaçlarına yetişecek bir konuma geldiğini de söyleyebiliriz. Örneğin sağlık sektöründe ileri ve gelişmiş denilen ülkelerin çok ötesinde ve neredeyse bedava denilebilecek bir ölçekte sunulan hizmetler bu gücün bir göstergesidir.

Tüm bu ilerlemelere karşın geçmişi bilmeyen gençliğin dünü bugünden daha iyi sanması ve şişirilip önüne atılan balonların cazibesine kanması, kaale alınması gereken bir tehlikedir.

Dikkat edilmezse günübirlik yaşayan ve tüm birikimini kısa bir krizde tüketecek olan kitle, ekonomik saldırı yapmak isteyenler için gönüllü birer fedai olabilir. Bu kitleyi farklı yönlere kanalize etmek için temel ihtiyaç ürünlerine astronomik zamlar yapmak ve ardında “tapınak kalemşörleri”ni devreye sokmak yetecektir. Son mahalli idareler seçimleri öncesi yapılan operasyonları hatırlayanlar bu gerçeğin canlı şahididirler. Denenmiş ve başarı sağlamış bu yöntem emin olun ki önümüzdeki ilk seçimlerde de kullanılacak.

İçinden geçtiğimiz Pandemi Süreci’nde evlerinde kalan ve birikimleri eriyen halkı sokağa dökmek için plan yapılmadığını düşünmek saflık olur. Bu süreç, devirmek istedikleri liderlerin bir bir alaşağı edileceği günlere doğru ilerlemekte. Gözümüzün önünde yalnızca ülkemize değil küresel düzeyde bir operasyon gerçekleşiyor. Alışagelmiş düzenin yerine yeni bir sisteme geçiş süreci var. Bu ölçekte geçişler kanla ve savaşla olur ama günümüz şartlarında gerçekleşecek büyük bir savaş, dünyayı yaşanmaz bir hale getireceği için savaş yerine virüs ve onun getireceği ekonomik buhran kullanılıyor. Kısa vadede bir çözüm bulunmazsa her ülke gibi Türkiye de krizle yüzleşmek zorunda kalacak. Eh, buna sorumlu bulmak da kolay: DİKTATÖR GİTSİN!

Said Dayıoğlu


Konu : VİRÜSLE BİRLİKTE ERDOĞANIN SONU GÖRÜNDÜ MÜ?

Lisans : Yazaron Lisansı

19 Mayıs 2020
0 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum