ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
2 hafta önce

Doğa dediğimiz şey o kadar geniştir ki bir yerde uçsuz bucaksız bir su, bir başka yerde uçsuz bucaksız bir yeşillik, kimi yerde üzerinde ot bitmeyecek kadar kurak bir toprak, kimi yerde de buz dağı şeklinde teessüs eder.

İster doğuya gidin ister batıya, ister ormana isterse ucu bucağı olmayan şu birikintisine, insan beyni için doğa namütenahidir. Her ne kadar sınırları olsa da insanın sonuna ulaşabilmesi neredeyse muhaldir. Çünkü okyanusa insen orada apayrı bir âlem vardır. Çok kalabalık bir şekilde yüzen deniz canlılarıyla karşılaşırsın. Onlara duyduğun hayret bitmeden gökyüzündeki bin bir çeşit kuş türünü görür gene hayretler içinde kalakalırsın.

İnsan yaşamının temelinde doğa vardır. İnsanın hammaddesi toprak, bir doğa ürünüdür. Gene yaşamsal bütün faaliyetleri hava su ve toprağa bağlıdır. İnsanın yiyeceği bitkiler doğadan gelir, yediği et her ne kadar hayvansal kaynaklı olsa da neticede doğadan beslenen bir hayvanın etidir. Solunan hava bir fotosentez neticesi ortaya çıkar ki bunu yapan ağaçlardır. İnsan ölür, bedenini doğa çürütür. İşte bu doğa dediğimiz yerde tebeddül vardır ve bu olay bir muvazene içerisinde gerçekleşir.

Dünyanın bir tarafında buharlaşan su öbür tarafına yağmur olarak gider. Yağmur ve güneş yardımıyla ot biter, otu bir hayvan yer ve dışkısını toprağa bırakır. O dışkı diğer bitkilere vitamin kaynağıdır. Bizim yediğimiz sebze ve meyveler dünyadaki en pis en necis olan hayvan dışkısının marifetiyle vaki olur. Hülasa doğadaki en muhteşem, en lezzetli yiyeceğin mukadderatı ve inkişafı gene doğadaki en necis, en güruh maddeye bağlanmıştır. Değişim burada da kendini gösterir..

İnsan nefes alıp verir, verdiği nefes kirlidir ama ağacında bu kirli şeye ihtiyacı vardır. Onu alır ve sana temiz olarak geri verir. Geceleyin ise ağaçlar bu yaptığının tam tersini yaparlar.

Ağaçtan düşen bir tohum beşerin müdahalesi gerekmeksizin tamamen kendi doğasal faktörleriyle yeniden biter. Bu tebeddüller öylesine mükemmel bir çizgide ilerler ki hiçbir aksaklığa sebebiyet vermeden vaki olur.

Doğa da gece ve gündüz hep birbirini takip eder. Bu kuran-i kerim ile sabittir. Mevsimsel ve doğasal durumlar hariç olmak üzere güneş hiç bir zaman erken veya geç doğmaz. Gecenin yarısında güneşin doğduğunu göremezsin. Güneşin olduğu zamanda da bir anda ortalık kararmaz. Hepsinin belirli bir zamanı ve haddi vardır. Mevsimlerde aynı günler gibi birbirini takip eder.

Doğa da her canlı bir diğerinin besin kaynağıdır. Her hayvan bir diğerinden beslenir, o da diğerinden, ve o da bir diğerinden. Eğer bir hayvanın avcısı yaratılmasaydı ortalık o hayvandan geçilmez olurdu. Dolayısıyla burada da besin zinciri ile bir muvazene teessüs eder. Bu denge beşerin müdahalesi haricine bozulmaz. Çünkü doğaya en fazla zarar veren canlı insandır. Bu kapsamlı değişim ve dönüşümler içerisinde doğanın muhtevasından hiçbir şey israf olmaz. Hiçbir şey beyhude değildir çünkü.

Her şeyin temelinde doğayı görmemiz maddeci anlayıştan bahsettiğimizi akla getirebilir. Burada hikmeti göremeyenler pes eder, maddeci olur. Hikmeti görüp anlamaya çalışmadan iman edenler ise islamı bulur. Anlamaya çalışmadan diyoruz çünkü bu ve bunun gibi milyonlarca dengeyi anlamak akıl üstü bir durumdur. Biz ancak temaşa edebiliriz.

Peki bu muntazam muvazene nasıl sağlanıyor?

Halık'ın gücü ve kuvvetinin Doğanın her yerinde – çöldeki kum tanelerinin arasından tut kutuplardaki buz tanelerinin arasına kadar, yeryüzünden yüz kilometre uzaklıktaki gökyüzünden tut okyanusun ednasına kadar – ulaştığının en bariz misalidir. Hulasa bütün bu anlatılanlar yani “tebeddül" ve “muvazene" Allah’ın Halık ce Latif isminin tecellisidir. Bu anlamda doğanın her bir parçası insanın Allaha ulaşmasını sağlayacak en büyük misaldir, delildir..


Konu : DOĞADAKİ TEBEDDÜL VE MUVAZENE

Lisans : Yazaron Lisansı

12 Mayıs 2019
1 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum