ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
2 ay önce

ÇOK İSTERSEK OLAR BENCE

Dünyanın en sevimli cümlesidir bu bence. Kim kurmuşsa nefesine sağlık.

Lakin yüklemin sonda olmayışının azizliğinede uğrarız zaman zaman...

Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Kahramanımız takriben 11 yaşlarında ilk okulu bitirmek üzere. Dönemin en moda oyuncağı o zamana damgasını vuran bianchi! Hemen zihninizde canlandı değil mi? Evet o meşhur bisiklet. Bizim kız gönlünü kaptırmış bianchiye, tek arzusu o!

Koşmuş babasına; ilk okulu bitiricem hem de karnem çok çok iyi olacak ve sen bana bisiklet alacaksın söz mü baba? He baba söz mü? diye ard arda cümleler kurarken anne her zaman ki gibi araya girer ve der ki; "kız çocuğu bisiklete binmez." Bu onun katılığından değildir. Coğrafyanın katılığındandır. Hani bazen kimyası tutar insanın deriz ya çok bilmişler bazen coğrafyada derler gıcık gıcık. Coğrafya aslında katıdır. Kimyanın öyle değil söylerken bile dilde yoğrulan bir edası vardır. Coğrafya ayırır, ayrıştırır insanları. Annesi bu ayrıma takılanlardandır herhalde ki onay vermez bir türlü... Çocuk duymaz. Duymak istemez. O kutlu vakit gelir artık. Babadan hala yanıt alınamamış olsa da çocuk inancını henüz yitirmemiştir.

"Akşam olsun babam gelsin karnemi hemen vereyim bisikletimi alıcaz" diye hayal kurar. Eve doğru yokuşu almaya çalışan babayı görünce çocuk merdivenleri kaçar beşer indiğini bilemez, sokağın başında yakalar babasını "hadi gidelim!" der. Kızım dur! Ne oluyor? Demeye kalmadan babasının ceketini çekiştirir çocuk. Konuya vâkıf anne yine balkonda ellerini kavuşturmuş "Sakın!" der. Baba kız anneye bakarlar. Babanın gördüğü ile çocuğun gördüğü başkadır elbet ama annenin gördüğü her zaman bambaşkadır ? Artık onların kendi aralarında geliştirdikleri o gizli dil neyse bir türlü çözemediği için üzerinde pek durmaz bizim kız bu konunun. "Hadi baba gidelim" der. Gülümseyerek sohbet ederek mahallenin bisiklet tamircisine doğru yol alırlar. O zamanlar herşey mağazadan alınmak zorunda değildir. Ara sokakta küçük bir yerde de olabilir. Mühim olan hayale kavuşmaktır. Tamircinin önünde bekletir baba kızını... "Hemen geliyorum" der. İçeride ciddi bir pazarlık var herhalde diye düşünür bizim kız. Sonra babası yanına gelir "hangisine binmek istersin?" der. Cennet gibi! Kapının önünde bir sürü bisiklet var. En pembesini seçer, koltuğuna kurulur. Bayırdır hep oralar. Baba koltuğu eliyle kavrar diğer eliyle direksiyonu tutar. Pedallara zor bela ulaşan çocuk sevinçle sürmeye başlar. Bi yarım saat sürer bu mevzu ama sürekli bir turlama hali ring durumu... Hangi sokaktan girseler bir türlü anneye çıkmaz da hep bisiklet tamircisine çıkar yol. Canı sıkılır bu duruma. "Baba niye gitmiyoruz" der.


"Şimdi bu eski ya tamir olması gerekiyor lastiklerini kontrol ettirmek lazım. Sen düş istemem. Biz şimdi bunu bırakalım tamir etsinler yarın gelip alırız" der. Adı üstünde tamirci ona güvenmeyeceğizde kime güveneceğiz? Bırakalım bakalım diye mırıldanır bizim ufaklık... El ele tutuşurlar evin yolu tutarlar. Evde yine o bir türlü çözemediği kendi aralarında geliştirdikleri dil hakim. "Amannnn ne önemi var" der heyecanla yarının hayalini kurar.

Yarın.

- Baba nerede bisikletim?

- Henüz bitmemiş kızım.

Ertesi gün.

-Baba?

-Bitmemiş kızım.

Günler geçer bisiklet bitmez.

Ve sonra... Çok sonra tüm umutları takılır uçurtmalara. Uçar gider. Sessizlik alır yerini. Yıllar sonra bir gün bi akşam saati kızkardeşinin bisikletinin koltuğundan tutmuş bulur kendini... Yol boyu gezdiriyordur onu düşmesin diye. Hikâye bu ya! Acı olmadan olur mu? Elbette olmaz. Şöyle bi düşünür bi'an... O anı hatırlar. Kardeşinede kıyamaz. Sen insene bi der... Bisikleti alır gider "gelicem birazdan" diyerek. Köşeyi dönünce yere yatırdığı bisikletin tekerleklerini kırar, direksiyonu bozar. Henüz kendini ifade edemediği için kızkardeşi bu olayın nasıl geliştiğinide anlatamayacağından evdekilere, kahramanımız olayı bir hayli gönül rahatlığı ile yapar.

Aman Allahım! Ne oldu buna? sorusuna; yıllar sonra kendininde geliştirdiği ve yalnızca kendinin anlayabildiği o gizli konuşma diliyle bakar, soranlara... Ama kurması gereken bir cümle vardır. Aynı zamanda makul bir açıklamada yapmak gerekir.

-Ben görmedim!

Hikâyeyi dilediğiniz gibi şekillendirebilir anlamlandırabilirsiniz içinizde elbette... Ama gelin bir de bunu beraber yapalım isterim.

Bazen çok istersiniz... Sizin olmayanı, size olmayanı, henüz sizin olmayanı... Onun için emekte verirsiniz. Ama bazen olmaz! Öyle güzel olmaz ki anlayamazsınız bile...

Karşımıza çıkan engellerin bizim samimiyet yetimizi ölçtüğünü bilmemiz gerekir. Onlar bizi zorladıkça sabredip samimiyetimizi göstermemiz gerekir. Ama bazen olmaz! Öyle güzel olmaz ki anlayamazsınız bile...

Sonra bazen oluyormuş gibi yapanlar çıkar karşımıza hemen inanır hemen güveniriz. Bütün gardımızı indirir hayallerimizi umutlarımızı onların ellerine teslim ederiz. Ama bazen olmaz! Öyle güzel oldurmazlarki anlayamazsınız bile...

Sonra onlar vardır. Kızarsınız onlara. Benim diyemediğime o adını bile işlemiş dersiniz.. Hemen aklıma minibüslerin dikiz aynasındaki sallanan boncuk işi geldi ? Ne diyeyim? En zoru da budur işte! Kabullenemezsiniz! Bakın öyle bi kabullenemeyiş ki bu, konu hemen dağıldı bile En zoru budur. Bazen öyle güzel hazmedemezsiniz ki ancak böyle güzel hazmedemeyebilinir.


Sonra ne yapıcaz peki? Öyle bakarsınız işte yanaklarınız avuçlarınızın arasında gökyüzüne.

"Çok istersek olar bence" dersiniz...

Ancak bu cümleyi dersiniz.

Ve bu cümle dünyanın en sevimli cümlesi olur.

Bazen olmayan şeyler size hiç var olmayan başka şeyleri öğretir.

Efsunludur dünya

NOTUN DİBİ:Kız kardeşimden özür diliyor ve ailemize yeni katılacak olan güzel yavrusu nam-ı diğer Çikilopumuzun ilk bisikletini alma sözü veriyorum!

HÜRMETLER ...


Lisans : Yazaron Lisansı

04 Ağustos 2018
2 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum