ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

OSMANLIDA İNSAN HAKLARI

İnsanoğlu bilmediğinin cahili bildiğinin ise alimidir. Tarih, gerek bilgileri yıllanmış olduğu için gerekse üzerinde farklı farklı onlarca ideolojinin tesiri olduğu için bir çok sefer yanlış anlaşılmakta. Nasıl tarihi bir mevzuyu konuşurken ideolojik yaklaşmak yanlışsa tarihi olayı kendi içinde müşahade etmemekte bir o kadar yanlıştır. Mesela, bir dönemde verilen sürgün cezası belki kişinin serbest dolaşım hürriyeti, kişi hak ve özgürlüğü, seyahat, yerleşme hürriyetlerini apaçık ihlal etsede sürgün edilen kişinin eğer faliyetini gerçekleştirmiş olsaydı ortaya çıkaracağı sorunu göz önüne aldığımızda belki toparlanması güç bir olay ile karşı karşıya kalınabilir, gibi..

İşte konumuzun Osmanlı olması bu yanlışları giderebilmek için seçildi. Çünkü Osmanlı bilindiği üzere mutlak monarşi ile yönetiliyordu. Padişahın iki dudağı arasında çıkan emir kanundu ve bu kanunu denetleyecek , buna gerektiğinde müdahale edecek herhangi özerk bir mekanizma yoktu. Özerk bir mekanizma yoktu çünkü padişahı engelleyebilen kişi olarak şeyhülislam dahi onun emri ile atanıyor ve onun emri ile azlediliyordu. Ama bu durumun böyle olması sanıldığı gibi padişahların astığı astık, kestiği kestik, sadece kendisi ve ailesini düşünen sarayda cariyelerle hayat süren istediğinin yaşam hakkını istediği zaman elinden alan bir ikişi yapmadı. Tabi ki zaman zaman hak ihlalleri olmuş olabilir ama bu osmanlı mutlakiyetçisinin kendisine verdiği bir yetki değildi. Çünkü toplumda bir hukuk sitemi vardı. İşte bu yazıda Osmanlıda insan haklarının sanıldığı üzere tamamen göz ardı edilmediği, hatta korunduğu yönden bilgiler vermeye çalışacagız.

‘’… Sadakatle Allahın rızası için çalışan devlet adamlarını koru. Vefatlarından sonra böyle kişilerin çocuklarına bak., ihtiyaçlarını karşıla. Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. Askeri erkanı iyi koru. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun…’’

Bu söz hepimizin malumu Osmanlının kurucusu Osman Gazinin oğluna vasiyetnamesinden kısa bir alıntıdır. Bu belgenin bir nasihat gibi değerlendirilmesi bunun aslında bir ağırlığının ve etkisinin olmadığını akla getirmesin. Osman Gazinin, Orhan Gaziye nasihati bir babanın oğluna vasiyetinden ziyade aynı zamanda bir hükümdarın vekiline emri niteliğindedir. Çünkü padişahın sözü emirdir ve bu emir kanun maddesidir.

Sadece bu emriyle Osman Gazinin ölen kişilerin arkasında bıraktığı kişilerin sosyal haklardan yararlanması gerektiğini bizatihi ifade etmiştir. Onların korunması, ihtiyaçlarının giderilmesi ve malının teminat altına alınmasını istemiştir. Burada ifade edilecek bir nokta vardır ki nasihatte de belirtilmiş ve genel olarak neredeyse bütün Osmanlı da gördüğümüz alim ve din adamlarının hep el üstünde tutulması sürekli onlara lütuflar yapılıp hediyeler gönderilmesi, sanki ayrımcılık yapıldığını akla getirebilir. Ama başından beri ilim ve irfan sahibi kişilere sırf ilmine hürmeten yapılan bunca değer gösterisinin insan hak ve hukuku kapsamında bir kayırmacılığa yol açtığı söylenemez. Diğer bir husus gene tarih boyunca görülen asker kişilerin el üstünde tutulması kısmıdır. Halil İnalcık ta osmanlı toplumunu iki ana sınıfa ayırmıştır. : Askeri sınıf, reaya. ( Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı, 2000) İki bin yıllık tarihimizde savaşçı yapıya sahip olmamız ve günümüzde de olduğu gibi asker kişilere değer vermemiz bunun genel şekilde insan hakları kavramı altında bir ayrımcılığa yol açtığı söylenemez.

Fatih Sultan Mehmetin İstanbulun fethi sonrası ayasofyanın önünde yaptığı konuşma da bu alandaki çalışma açısından bir emsaldir: ‘’ Kalkınız ve misterih olunuz, ben sultan mehmed. Hepinize söylüyorum ki bu andan itibaren ne hürrüyetleriniz ne hayatlarınız hakkında gazab-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlara göre cezalandırılmayacaktır.’’ Konuşma yaptıktan sonra askerle dönerek hak ve hukuka riayet etmeyenlerin cezalandırılacağını ifade etmiştir. Bu sözden de anlaşılıyor ki Sultan Mehmed halkının yaşama ve özgürlük hakkı işkence yasağı, mülkiyet hakkı, düşünce vicdan ve din özgürlüğü gibi haklarını en baştan teminat altına almıştır.

Sultan Abdulhamid devri baskıcı bir dönem olarak bilinir. Temel hak ve özgürlükleri göz ardı eden halkın gözünde bir cani gibi tasvir ederler. Bu döneme baktığımızda yasama faaliyetlerine Divan-ı Ahkam-ı Adliye ve Şuray-ı Devlet ( yani günümüzdeki Yargıtay ve Danıştay ) in katıldığını tarih kitaplarından biliyoruz. Yargı yetkisinin de tamamen şer-i mahkemeler tarafından kadılarca kullanıldığı da Akgündüzün Bilinmeyen Osmanlı eserinde muayyendir. Sadece yürütme erkini tamamen kendisinin kullandığı ve vatana baş kaldıranların ceza olarak sürgün edildiği sultan abdulazizin katilleri ve birkaç tecavüzcü dışında kimseyi idam etmediği, insanlar üzerinde tahakkum oluşturmak için değil dıştan gelen düşman tehlikelerinin önlenmesi için büyük bir hafiye teşkilatı kurduğu açıktır. Ayrıca baskıcı bir tutum izlemiş olsa bile amcası sultan abdulazizi darbe ile tahttan indirip bir süre sonra öldürülme hadisesi sonrasında ve 93 harbinin bütün mesuliyeti kendisinin omuzlarına bırakıldıktan sonra polyonnacı bir tavır sergilemesi de söz konusu olamazdı..

Osmanlı hukuk sistemi sadece kanunnamelerden müteşekkil değildir. Bunun yanında aile hukuku ( ve burada bahsedilecek husus sanıldığı aksine kadında boşanma hakkının olmasıdır. ) miras hukuku, borçlar, esya, ticaret hukuku gibi hukuk dalları vardı. Her birey hangi konuda davacı ve davalı ise o konudaki hukuk kuralına tabi idi. Hatta insanlar kendi tabi olduğu mezheblere göre kadı karşısına çıkmaktaydılar. Hangi mezheb nerede ağırlıktaysa orada onların yargıcı olurdu.

Ayrıca Osmanlıda bir temyiz mercinin olduğunu söylemekte de yarar var. Divan-ı Hümayun sadece padişahın iştişare heyeti değildi aynı zamanda yüksek bir adli mahkeme idi. Şimdiki sisteme göre Anayasa Mahkemesinin görevini de yapıyordu. Bunun yanında Beylerbeyi başkanlığında toplanan idari davalarda bir temyiz merci olarak Paşa Divanları vardı

Burada bahsedeceğimiz en önemli kısımlardan biriside şüphesiz kölelik ve cariyelik kavramlarıdır. Köle erkek hizmetçi, cariye ise kadın hizmetçilere verilen isimdir. Bu insanların genel olarak savaş sonrası getirilen insanlar olması ve sarayda kalması padişah ve diğer aile erkanının tamamen zevk ve sefası için kullanıldıkları anlamına gelmez. Bu kişilerin çoğu sarayda kalırdı ama işi bitince kendi evlerine giden cariyelerde vardı ve bunlar sanıldığı üzere padişahla karı koca hayatı yaşayan lişiler değildi. Tabi padişahların cariyeleri kendilerine nikahlamaları müstesna. Onun haricinde sarayda hepsinin ayrı bir görevi vazifesi ve odası vardı. Sanıldığı ve tasvir edildiği gibi eğlence, zevk kadınları değildi..

İşte bu bilgilere ve daha bahsetmediğimiz nice ayrıntılara baktığımızda Osmanlıda insan haklarının tasavvur edildiğinin aksine bir seyirde yer almış olduğunu söyleyebiliriz..


Konu : OSMANLIDA İNSAN HAKLARI

Lisans : Yazaron Lisansı

20 Mart 2019
2 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum