ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan

KAYIP NESILLERİN ARDINDAN...

Geçenlerde lise yıllarından bir arkadaşımla karşılaştım. Nüfus memuru olmuştu ve değiştirmek için gittiğim kimliğin işlemleri sırasında beni tanımıştı. Öğle arası yaklaştığı için beraber yemek yemeyi teklif etti ben de kabul ettim. Beraber yemek yedik ardından eskileri yad edip koyu bir sohbete daldık. Konu dönüp dolaşıp ömür sermayesini nerede ve nasıl tükettiğimize geldi.

Dedim sana bir soru sorabilir miyim? Tabi buyur sor dedi.

Yetmiş küsur yıllık bir tırmanışın ardından merdiveni yanlış duvara dayadığını fark eden sözde bir çağdaşın hali nedir.

Bu soru onu biraz içerletmiş olmalı ki yüzünün şekli değişti. Onun bu halini görünce; yanlış bir şey mi söyledim dedim. Hayır dedi ve belki de elinde olmayarak derin bir ah çekti. Bence dedikten sonra biraz durdu ve sonra kısık bir sesle devam etti. Bence fark ettikten sonra da bir şey değişmez! Çünkü bu büyük bir çoğunluk için geri dönülmez bir yolculuktur. Artık geri dönüp merdiveni başka bir duvara dayayacak takati bulamaz ve suyun akışına bırakır kendini.

Sonra garip bir inatla devam eder yoluna. Kendi devam ederken başkalarınında bunu kabul edip kendi yolunda yürümesini ister...

Belki ben yandım onlar da yansın anlayışıdır bu. Hani iyiliğe çağıran da kötülüğe davet eden de yalnızlık istemez ya ve yine biri güzelliği paylaşmak isterken diğeri kendine suç ortağı arar ya işte öyle.

Kısa bir sessizlik oldu ve yine o bozdu sessizliği. Benim dedem de ikinci kategorideki insanlar arasında sayılır derken gözleri dolmuş dudakları titriyordu. Bu durum onu çok üzüyordu… Sonra biraz gerilerden alıp değerlendirme yaparak anlatmaya başladı;

Cumhuriyet kurulup inkılaplar adı altında birçok değişiklik yapılmış ve bu değişimden eğitim sistemi de nasibini almıştı. İngiliz dayatması, zorlama bir sistemdi bu. Kırk bin kelimeden fazla olan ve Arapça, Farsça, Kürtçe gibi dillerle zenginleşen Türk dili, TDK adı altında kurulmuş bir kurum ve bu kurumun başına geçirilmiş bir Ermeni eliyle katledilmişti. Yetişen nesiller günlük yaşamda beşyüz kelimeye indirgenen bir dille anlaşıp yaşamak zorunda bırakılmıştı. Yine İngiliz ve ikinci dünya savaşı sonrası devredildiğimiz Amerikanın dayatması sonucu yalan yanlış yazılmış bir tarihle üç nesilden fazla bir kitle tarihine ve atasına düşman yetiştirilmiş deyim yerindeyse mankurtlaştırılmıştı. Türk milletini 1919 sonrası var olmuş gibi gösteren ve öncesini karartmaya çalışan bir sistem içerisinde yetişen üç nesil, KAYIP NESİL diyebileceğimiz talihsizlerdendi. Bu neslin ahvali için Ömer Hayyam’ın şu beyti bir özet sayılabilir;

"Bir elimizde kadeh diğerinde kuran

Ne tam kâfiriz ne Müslüman..."

Diğer taraftan bunu dedem gibi sistemin istediği doğrultuda yetiştirilmiş birçok kişi de bilmiyor, kendilerini çağdaş ve ilerici addediyorlardı. Ömür sermayesi uzun olup uyutulduklarını fark edecek kadar şanslı olanlardan birçoğu geçen yıllarına tövbe edip yeni bir başlangıç yapmak yerine üç maymunu oynamayı tercih ediyordu. Bu tercihte, çevre baskısı, yıllarca doğru bilip savunduklarının yanlış oluşunu kabullenemeyiş ve yukarıda da bahsi geçen geri dönüşe takat getireme korkusu sebepler arasında sayılabilirdi.

Geçen bu zaman zarfında, bin yılı aşkın bir süre Allah’ın dinine hizmet etme şerefi nasip olmuş bir milletin torunları için böylesine bir irtifa kaybı Gayretullaha dokunmaz mı diye bekledi ve dua etti yaralı birkaç gönül. İşte belki o dua ve yakarışlar, belki de Allah’ın, dinine hizmeti gaye edinmiş bir millete rahmetiyle nazar ederek yardım etmesi sonucunda bugün yeni bir dirilişe şahit oluyoruz. Ümit etmenin ötesinde kati bir inanışla söylüyorum ki bu millet geçmişte olduğu gibi gelecekte de dünyaya adalet dağıtacak ve İslam’ın sancaktarı olmaya devam edecek. Bu ümit ve inanışın verdiği huzurun yanında geçmiş birkaç nesil için dua etmekten başka yapacağımız bir şey olmaması üzücü bir durum...

Bu anlatı ve temennilerin ardından bana söyleyecek bir söz kalmamıştı. Arkadaşımın söylediklerine katılıp dualarına amin demiştim. Ayrıldıktan sonra ümmetin içinde bulunduğu bu sancılı durumu düşünüyor, Moğol saldırıları sonrası yanıp kül olmuş bir ümmetin milletimizin liderliğinde küllerinden doğuşu gibi bugün de yeni bir dirilişin gerçekleşmesi için dua ediyordum…

"Bir çığ hoyratlığında savrulken birikmiş duygular

Yeniden doğuyor İslam güneşi, ondan mı bu sancılar"

Said Dayıoğlu


Konu : Ömrümüzü nerede tüketiyoruz

Lisans : Yazaron Lisansı

27 Ekim 2018
0 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum