ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
2 hafta önce

İSLAM GÜNCELLENMELİ Mİ?

KONDA Araştırma Şirketi son on yılda kendini dindar olarak tanımlayan veya öyle olduğunu düşünenlerin %55 lerden %51 lere kadar gerilediğini, kendini ateist olarak tanımlayanların %1 den %3 seviyelerine çıktığını yazmış (Kaynak : @acikcenk) ve bunun sebebi olarak İslamcıların iktidardaki başarısızlığını göstermiş.

Bir defa bu bakış açısın objektif olmaktan çok uzak olduğunu söylemeliyim. Çünkü bir mesele ya da durumu anlık değerlendirenler yanılgıya düşmekten kurtulamazlar. Yıllara ve belki asırlara yayılan bir yanlışlar silsilesini ve o yanlışların günümüze olan yansımalarını üç günlük sebeplere bağlamak ya saflık ya da art niyettir. Diyelim ki dedikleri gibi olsun. O zaman da demezler mi adama; “Be kardeşim, on yıl önce mahalle baskısından çekinip görüşünü saklayanlar bugün yeterli özgürlüğe ulaştıkları için çekinmeden düşüncelerini söyleyebiliyorlar diye.

KONDA Araştırma Şirketi’ne. Şirketin son seçimlerdeki tahminleri beklenilenin ötesinde farklı çıkmıştı. TV programlarından birinde bunun sebebi sorulduğunda yetkili olan kişi şunu söylemişti: “Ben sonuçları biliyordum ama benden anket sonuçlarında CHP oylarını fazla göstermemi istediler ve bize bunun için para ödediler.” dedi. Şimdi biz böyle bir araştırma şirketine nasıl güveneceğiz. Bu araştırma için birilerinden para almadığından emin olabilir miyiz?

Aynı yazıya “Müslüman denilen coğrafyanın her tarafında derin bir çürüme, tembellik, şiddet, ahlaki zayıflık, geri kalmışlık, haksızlık ve hukuksuzluk hâkim. Bu kriz, Müslümanların ya da Müslüman ülkelerin krizi değil. Bizatihi İslam’ın yaşadığı bir kriz..” şeklinde devam edilmiş. Hatta bununla yetinilmeyip İslam’ın, çağın gereksinimlerine cevap veremediği algısı oluşturulmak için şöyle devam edilmiş: “Yani hayatla, hayatın gerçekleriyle, yaşamla, değişen kültürle, örf ve âdetle uyum sağlamayan bir İslam var.

İnsanların hiçbir ihtiyacına cevap vermeyen, tam tersine hayatı daha da zorlaştıran bir din anlayışının kaynaklık ettiği derin bir kriz var.

Çünkü hayat değişiyor, insan değişiyor, dünya değişiyor, şartlar, kültürler, örfler, âdetler değişiyor.

Aynı kalan bir din yorumunun insana verebileceği pek bir şey yok.

Sadece insana bir şey vermesi meselesi de değil, ayak bağı olma durumu da var.

Yani bu anlayıştaki bir dine inanan birinin normal bir yaşam sürmesi neredeyse imkânsız hâle geliyor.

İslam, güncel bir yoruma kavuşturulamadığı için gerçek yaşamla bağ kuramıyor. Neticesinde de insanların önünde iki yol kalıyor: ya dindar olup bütünüyle yaşamdan, hayattan kopacaksın ya da insan gibi bir yaşam sürmek istiyorsan dinden, dindarlıktan uzaklaşacaksın.

Mesela kızların çocuk yaşta evlendirilmesinin tartışılması, kadınların miras ve şahitlik meselelerinde yarım kabul edilmesi, “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” diyerek farklı din mensuplarıyla günümüz dünyasında mümkün olmayan diyalogsuzluk önerileri…

İslam’da daha birçok konu var ki günümüz insanının kabul edebileceği, anlayacağı, hatta uygulayabileceği türden değil…”

Yazı bu şekilde birçok algı yönetimi çeşitleriyle devam ediyor. Bu bir bakış açısıdır diyenler çıkabilir ama ben bunun yönlendirme olduğu ve art niyetle yazıldığını düşünüyorum. Çünkü yazının devamında çözüm için Laiklik vurgusu yapılmış. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi eğer toplumsal bir sorun, günlük hatalar sonucu oluştu deniliyorsa o iddiayı yapanın hata etmemesi düşünülemez. Elbette bazen doğru tespitler de yapabilirler ama bu, bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi bir durumdur.

İddia sahipleri “güya medeni ülkeler” deki din anlayışına bakmayı akıl edemeyerek gerçek din olan İslam’a saldırmaktalar. Acaba medeni denilen ülkelerin dinleri onları ileri götürecek ne emirler veriyor ya da dinimiz olan İslam’ın hangi emri insanlara geri kalın diyor. İlk emri “oku” olan bir din insanların geri kalmasının sebebi olabilir mi?

Yazıda birkaç uç nokta örnek gösterilerek İslam’ın çağın gerisinde kaldığı iddia edilmiş. Mesela, kızların çocuk yaşta evlendirilmesi bahsini dinin karalanması için kullanmışlar ama çocuk yaşta birçok gayrı meşru ilişki yaşanmasını ve bunun boyalı basın ve diğer medya organları aracılığıyla çağdaşlığın gereği gibi gösterilmesine değinme gereği duymamışlar. Kaldı ki çocuk yaşta evlilik İslam’ın emri değildir. Bu durum bazı bölgelerdeki insanların ananeleri gereği yapılmaktadır.

“Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin çünkü onlar birbirinin dostudur…” ayetini Müslümanları içe kapanmaya zorlayan bir emir gibi anlatmışlar ama onlar da gayet iyi biliyorlar ki bu ayette “başka dinden olanlarla diyaloğa girip ticari ve sosyal ilişki kurmayın” değil, “onlarla dost olmayın” emri var. Çünkü batıl olan din ve anlayışlar hak karşısında birbiriyle dost olmakta bir sakınca görmezler. Yani birbirinin dostudurlar ve bu olaya tarih şahittir. Birbiriyle düşman olan birçok batıl grup, iş İslam’a karşı olma mevzuuna gelince aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp birleşmekten geri kalmamışlardır. Kur’an’ın her emrinde olduğu gibi elbette bu emrinde de birçok hikmetler gizlidir. Pekâlâ burada, müminlere birlik olmaları ve aralarına başkalarını sızdırmamaları gerektiği de anlatılıyor olabilir. Elbette en doğrusunu Rabbimiz bilir.

Kur’an’ın çağımıza hitap edemediği gibi bir iddia içinde olanlar, bir alet aldıklarında üretici firmanın o aletle ilgili kullanma kılavuzuna da bu kılavuz yetersiz diyebilir mi? Böyle bir iddia içine girenler o aleti üreticisinden daha mı iyi bilmektedirler? Kâinatın yaratıcısı olan Rabbimiz haşa yarattıklarının ihtiyaçlarını bizden daha az mı bilmektedir. Düşünün bir kere, yetişkin bir insanın vücudunda 100 trilyonun üzerinde hücre vardır ve o hücrelerin hiçbiri yaptığı ve yapacağı görevlerini insanın kendisine sormaz. Bir elma yersiniz ve onun tadını almaktan başka elinizden bir şey gelmez ama o elma göz için gerekli olan kısmıyla göze, kalp için lazım olan kısmıyla kalbe gider veya gönderilir ama insanın buna bir müdahale şansı yoktur. Lakin bu kadar aciz olan insan, bu acizliğine bakmadan Rabbinden daha iyi yasa yaptığını iddia etmektedir. Yazıda çözüm olarak gösterilen Laiklik de bu iddianın bir çeşididir. Laiklik, yaratıcımıza “bizi yarattın ama bize karışma” demenin Fransızcasıdır ve Fransa haricinde hiçbir batılı ülke tarafından kabul edilip uygulamaya konulmamıştır.

Sözün özü şu ki bugünkü sıkıntıların İslam’la bir ilişkisi yoktur. Bu sıkıntılar zamanla özellikle de Cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki sözüm ona devrimler sebebiyle oluşmuştur. Bin senelik kültür birikimini “harf inkılabı” diyerek çöpe atmak, İslami vahdeti ortadan kaldıracağı ve her kafadan farklı sesler çıkacağı bilinmesine rağmen Hilafeti kaldırmak bu sorunların oluşumunu hızlandırmıştır. Hangi millet kütüphanelerini kapatarak ilerleme elde edebilir. Bugün dünya teknoloji devi olan Japonların harfleri bizim kullandığımız harflerden daha mı kolaydı ki onlar harflerini değiştirmediler. Ayrıca tek parti dönemi baskıları sonucu dinini öğrenemeyen ve din cahili olan insanların istismarcıların ardına takılması beklenilen bir durum değil midir?

SAİD DAYIOĞLU


Konu : İSLAM GÜNCELLENMELİ Mİ?

Lisans : Yazaron Lisansı

11 Ocak 2019
2 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
2 yorum

Nazif Çalıkoğlu geçen hafta

Güzel bilgiler, ilmine sağlık Said Karadayı bey, saygılar


Nazif Çalıkoğlu geçen hafta

Pardon Dayıoğlu, imiş kusura bakma üstat..