ÜYE OL
yazar sitesi

Yazaron' a Katıl

Senin de Yazıların Yayınlansın

Facebook ile Bağlan
Gmail ile Bağlan
2 hafta önce

Gönüllü köleler yetiştirmek emperyalizmin yaptığı en iyi iştir

KENDİ KENDİNE ÇELME TAKAN BİR MİLLETİN AYAKTA KALMASI MÜMKÜN MÜ?

Bir ülke, halkının refahı ve daha da önemlisi varlığının devamı için katma değeri yüksek ürünler üretmek, bu ürünleri pazarlamak, müttefikler bulup o müttefiklerle ortak çıkarlar çerçevesinde çalışmak ve istihbari faaliyetlerde güçlü olmak zorundadır. Bu istihbari faaliyetlerin de yalnızca savunma amacıyla yapılması beka için yeterli değildir, gerektiğinde hücum edebilecek altyapı ve donanıma da sahip olmak zorundadır.

Türkiye, son yıllarda kendisine biçilen (sus ve yerinde oturarak etrafında olup bitenlere karışma) gömleği parçalamak ve 85 milyonu aşan nüfusunun refahını sağlamak için çeşitli faaliyet ve atılımlarda bulundu. Bu faaliyetlere halen de devam edilmekte. Bunların neler olduğunu anlatmadan önce şu hususu söylemek gerekir ki yapılanların önemi daha iyi anlaşılsın. Birçok kişi özellikle de gençlik bunların farkında değil, çünkü bunlar yaşanırken ya çok küçüktüler ya da bu dönem içinde doğup büyüdükleri için geçmişte yaşananlardan habersizler.

Türkiye 2002 yılına gelindiğinde bütçesinin tamamına yakınını liyakatsiz idareci ve hainler eliyle borçlandırıldığımız IMF gibi yerli ve yabancı faiz baronlarına vermek zorundaydı. Öyle bir hale getirilmiştik ki bu borçları 1000 sene çalışsak ödeyemeyecektik, çünkü devlet gelirleri memur ve işçi maaşları dışında bu borçların faizine gidiyor ve ana para aynı yerde duruyordu. Hatta faizi bile tam ödeyemiyor üzülerek borcun katlanmasını seyrediyorduk. Peki ne oldu da acınacak duruma düşürülmüş, memurunun maaşı K.E.Y diyerek kesilmiş, işçisi perişan edilmiş, esnafı kepenk kapatmış, emekli maaşlarının ödenememesi gündeme gelmiş olan bir ülke ayağa kalktı?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi ne kadar çalışılırsa çalışılsın ödenemeyecek bir borcun altına sokulmuştuk. Ama 2002 seçimleri sonrası işbaşı yapan yeni hükumetin bu konuda planları vardı. İlk olarak Suudi Arabistan prens ve zenginleriyle, Katar ve Kuveyt emirleri ve zengin şeyhleriyle vb. irtibata geçilip onların finansal gücünden yararlanıldı. El altından getirtilen bu destekler, ülkenin nefes almasına ve durmuş olan yatırımların devam etmesine zemin hazırladı. Avrupa birliği uyum süreci diyerek çıkartılan yasalarla statükonun darbe yapmak için dayanak bulduğu konuların bir kısmı tırpanlandı. Yalnızca vergi gelirleriyle ayakta durmaya çalışan devletin, gelir kaynaklarının çeşitlendirilip giderlerinin azaltılması için birçok proje üretildi ve birçok yatırım yapıldı. Rusya, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelerden teknolojik destek sağlandı. Sudan ve Somali gibi ülkelerden askeri üs ve tarım alanları kurup işletme izni alındı. Venezüela gibi ülkelerden çıkarılan Altınlarının işletilip pazarlama hakkı alındı. Dış işleri bakanlığı, başbakanlık ve sonrasında da Cumhurbaşkanlığı seviyesinde yapılan yabancı ülke seyahatlerinde birçok ticari antlaşma yapıldı. Böylece sanayici ve iş adamlarımız üretecekleri ticari malları satabilecekleri pazar çeşitliliğine kavuşmuş oldu… bu faaliyetlere daha birçok örnek sayılabilir ama maksadın hasıl olması için şimdilik bu kadarı yeterli. Devletimiz tüm bu faaliyetleri yapıp ülkenin kalkınması için uğraşırken emperyalist batı zihniyetinin boş durması beklenilemezdi ve onlar da bu faaliyetlere karşı çeşitli adımlar attılar;

Önce Suudi Arabistan’da bir darbe yapıldı. Darbe sonucu iktidarı ele alan zihniyet, Türkiye’ye maddi destek veren zenginleri ve prensleri hapsederek tüm mal varlıklarına el koydu. Katar ve Kuveyt gibi ülkelerde de darbe girişimleri oldu ama bu girişimler bizim zamanında yaptığımız müdahalelerle akamete uğratıldı. Darbe girişimleri püskürtülünce askeri olarak en güçsüz konumda olan Katar işgal edilmek istendi. Bu planları da Oraya gönderdiğimiz askerimizle engellendi. Venezüela, Tarihin kaydettiği en acımasız ambargoya tabi tutularak bizimle olan ilişkisi koparılmaya çalışıldı ki bu durum halen devam etmekte. Sudan hükumetince bize verilen Sevakin adası ve tarım alanları Sudan’ında başına bela oldu ve orada da halen devam eden birçok darbe girişimleri var. Pakistan, kayıtsız şartsız Türkiye’nin yanındayız deyince bizdeki 17-25 Aralık yargı darbesi girişimine benzer bir darbeyle hükumet düşürüldü. Azerbaycan, Türkiye’ye sağladığı petrol yardımı ve her koşulda verdiği desteği sebebiyle cezalandırılmak istendi ve Ermenistan tarafından saldırıya uğradı. Ama tıpkı Katar’daki gibi buraya da anında ve etkili bir yardım ulaştırılınca Ermeniler geri çekilmek zorunda kaldı…

Tüm bunlar yaşanırken ve devletin enerjisini bunlara harcaması gerekirken maalesef bize en büyük zararı veren yine ve yeniden içeriden gelen yıkıcı faaliyetler oluyor. Akif merhumun

“Üç beyinsiz kafanın derdine üç milyon halk

Bak nasıl doğranıyor, kalk baba kabrinden kalk” dizeleri bizim ve dahi ümmetin, içine düştüğü acınası durumu özetliyor.

Devlet, ayakta durabilmek ve dünya ekonomisinden payına düşeni alabilmek için kurtlar sofrasında mücadele ederken içeride köhnemiş ideolojik söylem ve tutumlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Hadi onları anlamak mümkün. Çünkü kendilerini halkın üzerinde görmek gibi tedavisiz bir hastalığa yakalanmışlar. Ama ben devletimin yanındayım, bu davanın bir neferiyim diyenlere ne demeli? Kardeşlerim silkinin ve kendinize gelin. Ufak hesapların peşine düşmeyin. Eğer bu tren de kaçarsa vay halimize.

Said Dayıoğlu


Konu : Gönüllü köleler yetiştirmek emperyalizmin yaptığı en iyi iştir

Lisans : Yazaron Lisansı

08 Nisan 2019
1 0
Yorum yapmak için üye girişi yapın

Üye Ol Giriş Yap
0 yorum